Skip to content

Sorularınız

Hem Kutsal Kitap Hem de Kuran Doğru Olabilir mi?

Ya Kutsal Kitap Ya Kuran! Yoksa ikisi de doğru olabilir mi? Bütün yollar Roma’ya çıkar derler. Bütün “kutsal kitaplar” sonuçta aynı şeyi söyler, değil mi?

Hepsi Allah tarafından indirilmedi mi? Hepsi Yaradan Tanrı’ya inanmayı ve insanların haklarını yememeyi öğretmiyor mu? Gerçekten de, Kitabı Mukaddes (Kutsal Kitap) ile Kuran arasında önemli bir fark yoksa, Kitabı Mukaddes Allah Sözü müdür değil midir diye tartışmanın hiçbir anlamı yoktur. İkisi aracılığıyla bize aynı gerçekler esinleniyorsa o zaman onların arasından bir seçim yapmak da söz konusu olmaz. “Biz Allah’ın indirdiği bütün kitaplara inanıyoruz” deyip geçebiliriz. Fakat kitaplar arasındaki durum gerçekten böyle mi acaba?

Kuran’la Kutsal Kitap aynı şeyi mi yazıyor? Aralarındaki farklılıklar sadece yüzeysel mi? Yalnız ibadet şekilleri mi değişik? Yoksa daha derin zıtlıklar var mı? Ya birbirinden çok büyük ve önemli farklılıkları varsa? Veya her iki kitabın esas kavramları ve temelleri diğerininkiyle tamamen çelişki içindeyse? O zaman gerçeği arayan kişiler olarak daha derin bir sorunumuz vardır değil mi? İşin sonunda bir karar vermek zorundayız. Çünkü birbirlerine zıt olan iki kavramın, ikisinin de doğru olamayacağı kesindir.

Gerçekten de durum böyledir. Değişik kesimler tarafından Allah Sözü olarak kabul edilen bu iki “kutsal” kitap, birçok ortak noktaları olmakla birlikte, bize çok çok farklı kavramlar vermektedirler. Onları bağdaştırmak mümkün değildir. Yani bu iki mesaj özde farklıdır. Önümüzde iki ayrı yol, hatta iki ayrı Tanrı kavramı vardır. Buna ne diyelim?
İkisi birden doğru olamaz!

İsa Kimdir?

İsa Mesih yaklaşık 2000 yıl önce Beytlehem’de doğdu. Gençlik yıllarını yaşadığı kentte marangozluk yaparak geçirdi. Otuz yaşındayken Tanrı’nın Kurtuluş Müjdesini duyurmaya başladı. Bunun için, öğrencileriyle birlikte üç yıl boyunca Filistin bölgesini köy, kent demeden dolaştı. Gittiği yerlerde değişik toplumsal katmanlardan olan insanlara ilgi gösterdi. Kimi zaman hastaları iyileştirdi, kimi zaman dışlanmış insanları sevgiyle bağrına bastı, kimi zaman da ölüleri diriltti!

İsa’nın yaşamı hizmet etmekle geçti. Tek bir hatası yoktu, tamamen kusursuzdu. Kendisinde bencillik, kıskançlık ya da kırıcı davranıştan eser yoktu. Her zaman saf sevgiden söz etti. Kimi zaman kızdı, ama her zaman adil ve ölçülüydü. Öğrencileri önceleri İsa’nın iyi bir öğretmen olduğunu düşünüyorlardı. O’nu izleyip dinledikçe yavaş yavaş O’nun sıradan bir öğretmen değil, bir peygamber olduğunu anladılar. Doğa, hastalık, ölüm üzerindeki gücünü görüp Tevrat ve Zebur’da sözü edilen bazı peygamberlikleri doğru kavramaya başlayınca O’nun aslında insanı kurtarabilecek tek Kurtarıcı olduğunu anladılar.

Günümüze değin birçok kişi İsa hakkında çeşitli yorumlar yapıp O’na çeşitli unvanlar vermiştir. Kimi zaman sadece bir peygamber olarak kabul edilmiş, kimi zaman olağanüstü güçleri bulunan bir derviş olarak algılanmış ya da kimi zaman din-yıkıcı olarak lanse edilmiştir, hatta O’na devrimci diyenler bile olmuştur.

Peki, ya İncil ne diyor bu konuda? İncil’e göre, İsa insanın günahını ortadan kaldıracak tek Kurtarıcıdır. Ne yeryüzünde ne gökyüzünde ne de yaşamış ya da yaşayacak insanlar arasında insanı kurtaracak başka biri yoktur. O insanlığın günahları için acı çekip ölmüştür. Bunu gerçekleştiren başka biri var mı? Hiç kimse bir diğeri için ölmeyi istemez, hele hele günahlı insanlık için asla! Ama İsa

İsa Çarmıhta öldü mü?

Din görevlileri, halka dönük hizmetini sürdüren İsa’nın ölüm cezasına çarptırılması için kendi aralarında anlaştılar. Bunun için de Yahuda İskariyot, para karşılığı onlara yardım edip İsa’yı ele verdi. Çeşitli yargılamalardan sonra İsa’nın çarmıha gerilerek öldürülmesi kararı alındı. Üzerine gerileceği çarmıhı sırtına yükleyip Romalı askerler eşliğinde yüksek bir tepeye çıkarıldı. Bu tepe üzerinde yüzlerce kişinin gözü önünde, biri sağında biri de solunda olmak üzere diğer iki kişiyle birlikte çarmıha gerildi.

İsa’nın çarmıha gerilip öldürülmesi sadece İsa’nın izleyicilerinin değil, Romalı, Yahudi ve o bölgede yaşayan değişik inançtaki yüzlerce insanın gözü önünde gerçekleşti. İsa’yı izleyenlerden nefret ettiğini her fırsatta açığa vuran Yahudi tarihçi Yosefus, çarmıhta gerçekleşen ölümü ince ayrıntılarına kadar anlatır. Bu o dönemin en önemli olaylarından biriydi; kimileri İsa öldüğü için sevinirken, kimileri üzülüyor, kimileri de olayı anlamaya çalışıyordu. Ama hepsinin ortak noktası İsa’nın öldüğüydü. Kimilerine göre İsa ölmemiş, O’nun yerine Yahuda çarmıha gerilmiştir. Bu pek de mümkün olmayan bir varsayımdır, çünkü Yahuda İsa’nın öldürüleceğini anlayınca yaptığından pişman olup intihar ederek ölmüştür. Yani İsa çarmıhta ölmeden Yahuda zaten ölmüştü.

İsa gerçekten dirildi mi?

Hiç kuşku yoktu, İsa ölmüştü. Roma yönetimi, hakkında ölüm emri verilen birinin ölüp ölmediğini denetlerdi. Bu nedenle Romalı askerlerden biri İsa’nın öldüğünden emin olmak için mızrağını O’nun böğrüne sapladı.
Yusuf adında bir adam ve arkadaşı İsa’nın cansız bedenini alıp kayaya oyulmuş bir mezara koydular. Mezarın girişini de kapatmak için büyük bir kayayı da mağaranın girişine yuvarladılar. Kapısında da cesedi korumak üzere askerler nöbet tutmaya başladı.

İsa’yı çarmıha gerenler O’nun öldüğünü ve gömüldüğünü biliyorlardı. Bildikleri kadarıyla tamamıyla ortadan kalkmıştı. İsa’nın öğrencileri de O’nun öldüğünü görmüş, gömülüşünü izlemişlerdi. Bazı kadınlar adetleri uyarınca ceset için çeşitli baharatlar hazırlayıp mezara gittiler. Orada şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar: Ceset yoktu! Kefen oradaydı, ama mezar boştu. İsa kendi dirilişinden birçok kez söz etmiş ve bu olay gerçekleşmişti.

Bu konuda çeşitli varsayımlar öne sürülmüştür. Bazıları cesedi İsa’yı öldürenlerin kendilerinin aldıklarını iddia eder. Daha önce dirileceğini söylemiş birinin cesedini mezardan çıkarıp saklamak pek akıllıca görünmüyor! Bazıları ise cesedin İsa’nın öğrencileri tarafından çalındığını iddia eder. Korkup dağılan öğrencilerin, kapısında Romalı askerlerin nöbet tuttuğu mezara gelip kimseye görünmeden cesedi çalabilmeleri de pek gerçekçi görünmüyor. Bu ve bunun gibi varsayımların karşısında tek bir gerçek kalıyor: Tanrı İsa’yı ölümden diriltti. İsa bu olaydan sonra birçok kez hem öğrencilerine hem de çeşitli topluluklara diri olarak göründü.

İsa cennet için tek yol mudur?

“Ben gerçekten iyi bir insanım, öyle ise ben cennete gideceğim.” “Tamam, doğru ben bazı kötü şeyler yapıyorum, fakat daha çok iyi şeyler yapıyorum, öyleyse ben cennete gideceğim.” “Tanrı, beni sadece Kutsal Kitap’a göre yaşamıyorum diye cehenneme göndermeyecek. Zaman değişti!” “Sadece katiller ve çocuklara işkence edenler gibi gerçekten kötü insanlar cehenneme giderler.”

Bunların hepsi insanlar arasındaki ortak kanılardır, fakat gerçekte, hepsi yalandır. Şeytan, dünyanın hükümdarı, bu düşünceleri kafamıza yerleştiriyor. O ve onun peşinden giden her kimse, Tanrı’nın düşmanıdır. Şeytan, her zaman kendini iyi kılığına sokuyor (2. Korintliler 11:14), Fakat sadece, Tanrı’ya ait olmayan beyinler, ruhlar üzerinde kontrolü vardır. “Şeytan, bu kötü dünyanın tanrısı, imanı olmayan insanların fikirlerini kör etmiş, bu yüzden onlar üzerlerinde ışıldayan iyi haberin nurunu göremez olmuşlar. Onlar, Tanrı’nın gerçek sureti olan Mesih’in yüceliği hakkındaki bu mesajı anlamazlar (2. Korintliler 4:4).

Tanrı’nın ufak günahları dikkate almadığına ve cehennemin kötü insanlar için tahsis edildiğine inanmak bir günahtır. Bütün günahlar bizi Tanrı’dan uzaklaştırır; “küçük beyaz bir yalan” bile. Hepsi günah işledi ve hiçbiri kendi başına cennete gitmeye yeterli değildi (Romalılar 3:23). Cennete gidebilmemiz, iyiliklerimizin kötülüklerimize karşı ağır basıp basmamasına bağlı değildir; Eğer durum bu ise hepimiz kaybedeceğiz. ‘Ve Eğer onlar Tanrı’nın inayeti ile kurtuldularsa, o zaman kendi iyi işleri yolu ile değildir. Eğer öyle olsaydı, Tanrı’nın muhteşem inayeti simdi gerçekte olduğu gibi olmazdıücretsiz ve hak edilmemiş ” (Romalılar 11:6). Cennete giden yolu kazanmamız için iyi bir şey yapamayız (Titus 3:5).

“Sadece dar kapıdan Tanrı’nın krallığına girebilirsin. Cehenneme giden yol engindir ve kapısı geniştir; kolay yolu seçenler için.”

İsa Mesih’in beden almasını nedir?

Kutsal Kitap’ta beden alma (enkarnasyon) sözcüğüne yer verilmemiştir. Latince’deki in ve caro (et ve kan) sözcüklerinden türemiş olup, beden kuşanmak et ve kana bürünme eylemi anlamında kullanılır. Teolojideki tek kullanımı inan bedeni alan Tanrı Oğlu’nun lütufkar, gönüllü eylemine ilişkin Hıristiyan öğretişindeki beden alma, kısaca şöyle belirtileri; Tanrı’nın sonsuz Oğlu İsa Mesih bir insan oldu. Bu evren tarihinde meydana gelmiş olan en büyük olaylardan biridir. Eşi, benzeri yoktur.

Elçi Pavlus, şöyle yazar; “Kuşkusuz Tanrı yolunun sırrı büyüktür. Tanrı bedende göründü…(1.Timeteos 3:16) İtiraf etmek gerekir ki, İsa Mesih’in beden alması, doğal insan anlayışı ve aklının sınırlarının çok ötesindedir. Ancak, Kutsal Kitap’taki Tanrı açıklaması aracılığıyla bilinebilir. İnsanları bu konuda yalnızca Kutsal Ruh aydınlatabilir. Buradaki en önemli gerçek Oğlu’nun kişiliğindeki Tanrı’nın kendisi insan soyuyla bütünüyle özdeşleştirilmiş olmasıdır. Sözü’nde açıkça ortaya koymuş olduğu nedenlerden ötürü bunu yapmıştır.

Bu nedenleri gözden geçirmeden önce Kutsal Kitap öğrencileri tarafından bazen karıştırılan Beden alma ve Rabbimizin bakireden doğuluyla iki gerçeği birbirinden ayırmamız iyi olacak. Tanrı Oğlu’nun beden alması, Tanrı’nın İnsan olduğu gerçeğidir. Bakireden doğum ise Oğul olan Tanrı’nın İnsan olmak için kullandığı yöntemdir.

Bu iki gerçek birbirlerinden farklı olmakla birlikte birbirileriyle yakın ilişki içindedirler ve birbirlerini destekleyen bir konumda bulunurlar. Eğer İsa Mesih bir bakireden doğmasaydı, beden alan Tanrı olmazdı ve bundan dolayı her düşmüş Adem çocuğunun sahip olduğu aynı günahlı doğaya sahip olan bir insan olurdu yalnızca.

Tövbe ve Affedilmek nedir?

Günahın sonuçlarından biri de insanın Tanrı’yla olan ilişkisinin bozulmasıdır. Bu sonuçta Tanrı’nın hiçbir suçu yoktur. Karanlıkla ışık bir arada bulunamadığı gibi günahlı insan da Tanrı’nın huzuruna çıkamaz. Çoğu insan kendi çabasıyla yeterince ‘iyi’ olabileceğini sanıyor. Yaptıkları haksızlıkları ve kötülükleri sadaka vererek, çeşitli kurumlara parasal yardımlar yaparak bağışlatabileceklerini sanıyorlar. Ne yazık ki aynı kişiler ertesi gün düşmekten kurtulamıyorlar; çünkü o haksızlıkların ve kötülüklerin kaynağı olan yürekleri değişmemiştir.

Dilimizde ‘pişmanlık’ diye bir sözcük var; yaptığımız hatalardan duyduğumuz üzüntüyü anlatır bu sözcük. İncittiğimiz, kötülük yaptığımız birine pişmanlığımızı ifade ediyorsak, bizi Yaratan’la bağımızı koparan günahlarımızdan ötürü çok daha büyük bir pişmanlık içinde olmalıyız. Böyle bir pişmanlığın tanrısal düzendeki adı tövbedir. Tövbe, eski yaşamımıza, tanrısal düzene aykırı davranışlarımıza sırt çevirmek demektir. Tanrı’nın İsa Mesih’i, biricik Oğlunu, tüm insanların günahlarını bağışlamak için feda etmesine karşılık olarak beklediği tek şey, kişinin tövbe edip İsa’nın ölümüyle sağladığı bağışlamayı kabullenmesidir.

‘Mesih, Babamız Tanrı’nın isteğine uyarak bizi şimdiki kötü çağdan kurtarmak için günahlarımıza karşılık kendini feda etti’ – Galatyalılar 1:4
‘Rab hiç kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor’ – 2. Petrus 3:9

Ölümden sonra yasam var mı?

Yanıt: Ölümden sonra yaşam var mı? Kutsal Kitap şöyle diyor: “İnsanı kadın doğurur, Günleri sayılı ve sıkıntı doludur. Çiçek gibi açıp solar, Gölge gibi gelip geçer… İnsan ölür de dirilir mi?” (Eyub 14:1-2,14)

Eyub gibi, hemen hemen hepimiz bu zor soruyu düşünmüşüzdür. Tam olarak öldükten sonra bize ne olacak? Sadece var olmamıza son mu verilecek? Yaşam, kişisel büyüklük elde etmek için vefat edip yeniden dünyaya dönmekten oluşan, bir dönme dolap mıdır? Herkes aynı yere mi gidecek, ya da farklı mekanlara mi gideceğiz? Cennet ve cehennem gerçekten var mıdır, yoksa o sözler sadece değişik ruhsal halleri mi tarif ediyor?

Kutsal Kitap’a göre, değil sadece ölümden sonrası yaşam olsun, ama o denli yüce sonsuz yaşam var ki, “Tanrı’nın kendisini sevenler için hazırladıklarını hiçbir göz görmedi, Hiçbir kulak duymadı, Hiçbir insan yüreği kavramadı.” (1.Korintliler 2:9). Tenleşmiş Tanrı olan İsa Mesih bu sonsuz yaşamın armağınını bağışlamak için yeryüzüne indi. “Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza Ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk.” (Yeşaya 53:9)

İsa, hepimizin hak ettiği cezayı üstlenip öz canını verdi. Üç gün sonra, mezardan dirilmekle hem ruhsal, hem bedensel olarak ölümü yendiğini gösterdi. Yeryüzünde kırk gün boyunca devam etti ve binlerce kişi onun diri olduğuna tanık oldular. En sonunda gökteki ebedi yurduna döndü. Romalılar 4:25 diyor ki, “İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi.”

Tanrı’nın affına nasıl sahip olabilirim?

Yanıt: Elçilerin İşleri 13:38 derki; “Dolayısıyla kardeşler, şunu bilin ki, günahların bu Kişi aracılığıyla bağışlanacağı size duyurulmuş bulunuyor. Şöyle ki, iman eden herkes, Musa’nın Yasasıyla aklanamadığınız her suçtan O’nun aracılığıyla aklanır.”

Affedilmek nedir ve benim buna niye ihtiyacım var?

“Af” kelimesi borcun silinmesi, her şeyin temizlenmesi anlamına gelir. Birisine karşı suç işlersek ilişkimizin düzelmesi için o kişinin affını isteriz. İnsan affedilmeyi hak etti diye affedilmez. Hiç kimse affedilmeyi hak etmez. Af etmek sevgiden, inayetten gelir. Af etmek bir insanın size yaptıklarına karşı koz olarak kullanılan bir şey de değildir.
Kutsal Kitap bize hepimizin Tanrı’nın affına ihtiyacı olduğunu söyler. Hepimiz günah işledik. Vaiz 7:20 der ki; “ Çünkü yeryüzünde hep iyilik yapan, Hiç günah işlemeyen doğru insan yoktur. ” der. Tüm günahlar aslında Tanrı’ya karşı işlenmiş suçlardır (Mezmurlar 51:4) Sonuç olarak Tanrı’nın affına ihtiyacımız vardır. Eğer günahlarımız affedilmeyecek olursa sonsuza dek günahlarımızın cezası ile yüz yüze kalacağız. (Matta 25:46, Yuhanna 3:36)
Affedilmek: Nasıl sahip olabiliriz?

Çok şükür ki Tanrı seven ve inayetli olandır, günahlarımızı affetmek ister! 2.Petrus 3:9 bize şunu der, “9Bazılarının gecikmiş saydığı gibi Rab, vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü hiç kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.” Tanrı bizi affetmeyi arzular ve bu yüzden bize bir çözüm yolu sağlamıştır.

Günahlarımızın cezası ölümdür. Romalılar 6:23 ilk kısmı “Çünkü günahın ücreti ölüm,” derken günahlarımız yüzünden ölümü hak ettiğimizi belirtir. Tanrı kendisinin.

Kişi yaşamı İsa’ya nasıl adayabilir?

İsa’yı tanımak, O’nunla iman yolculuğuna çıkmak, O’nu izlemek isteyen ve geçmişteki yanlışlarından gerçekten pişman olan kişi öncelikle yaşamındaki doğru olmayan noktaları Tanrı’ya itiraf etmelidir. Kötü düşünce, davranış ya da alışkanlıklardan ötürü af dilemelidir.

İsa’ya yaşamını adamak isteyen kişi sessiz ya da sesli bir biçimde yüreğinden geçenleri O’na söyleyebilir. Cümlelerin süslü ya da şatafatlı değil, yalın ve içten olması yeterli. Yaşamını İsa’ya adayıp O’nu izlemeye karar veren kişiler aşağıdakine benzer bir dua ederler. Bu, kutsal bir dua değil, yalnızca bir örnektir.

Rab İsa, düşüncelerinde, sözlerimde, hareketlerimde sana karşı günah işlediğimi biliyorum. Lütfen beni affet! Günahlarım için pişmanım ve yanlış olan her şeyden uzaklaşacağım. Çarmıhta benim için canını feda ettin. Minnet duygularımla ben de sana kendi yaşamımı veriyorum. Şimdi hayatıma gelmeni diliyorum. Kurtarıcım ve Rabbim olarak gel ve beni kurtar.

İsa beni kabul eder mi?

Kısaca, EVET! İsa, iyi bir geçmişi bulunmayan ya da şu anda doğru bir yaşam sürmeyen, kendisini kabul etmeye hazır ya da hazır olmayan, hasta ya da sağlam, yoksul ya da evsiz, kadın ya da erkek… Kısacası yeryüzündeki tüm insanları kabul etmeye hazır.

Merhametiyle sarmaya, suçlarından arındırmaya, yaşamlarını sevinç ve esenlikle doldurmaya her zaman hazır! O’nun lütuf ve esenlik kapısı herkese açık!

İsa insana duyduğu sevgiden ötürü çarmıh üzerinde acılara katlandı ve öldü. Suçlarımızın bedelini ödemeye razı oldu. Böylesine olağanüstü bir sevgiyi kimi reddeder?

Kutsal Ruh kimdir?

Yanıt: Kutsal Ruh’un kişiliği hakkında birçok yanlış anlayışlar var olmaktadır. Bazıları, Kutsal Ruh’a mistik bir güç olarak bakmaktadırlar. Başkaların anlayışı ise Kutsal Ruh Tanrı’nın, İsa Mesih’in izleyicilerine, verdiği şahsiyetsiz bir güç olması düşüncesindedirler. Kutsal Kitap, Kutsal Ruh’un kişiliği hakkında neler öğretiyor? Kısacası, Kutsal Kitap bizlere Kutsal Ruh Tanrı olduğunu öğretmektedir. Kutsal Kitap Kutsal Ruh’un Kişi, aydınlık, heyecan ve irade sahibi olduğunu da öğretmektedir.

Kutsal Ruh’un Tanrı olduğunu birçok ayet desteklemektedir: Elçilerin İşleri 5: 3-4’de Petrus Hananya’ya: “Sen insanlara değil, Tanrı’ya yalan söylemiş oldun”, diyerek karşı geliyor. Bu, Kutsal Ruh’a yalan söylemek Tanrı’ya yalan söylediğinin anlamıma geldiğini belli etmektedir. Kutsal Ruh, Tanrı olmasını Tanrı’nın vasıflarına ve niteliklerine sahip olduğundan anlayabiliriz. Kutsal Ruh’un her yerde var olması Mezmur 139:7-9’de açıklanıyor: “Senin Ruhundan nereye gideyim? Ve Senin yüzünden nereye kaçayım? Eğer göklere çıkarsam, Sen oradasın; Ve ölüler diyarına yatağımı sersem, işte oradasın.” I. Korintliler 2:10,11’de Kutsal Ruh’un başka bir niteliğini – her bilgiye sahip olduğunu görmekteyiz: “Oysa Tanrı bunları bize Ruh aracılığıyla açıkladı. Ruh her şeyi, Tanrı’nın derin düşüncelerini bile araştırır. İnsanın düşüncelerini, insanın içinde olan kendi ruhundan başka kim bilir? Bunun gibi, Tanrı’nın düşüncelerini Tanrı’nın Ruhundan başkası bilemez.”

Kutsal Ruh’un, aydınlık, heyecan ve irade sahibi olan bir Şahıs olduğundan gerçekten emin olabiliriz. Kutsal Ruh düşünür ve her bilgiye sahiptir (I. Korintliler 2:10). Kutsal Ruh kederlenebilir (Efesliler 4:30). Kutsal Ruh iradesine uygun kararlar almaktadır (I. Korintliler 12:7-11). Kutsal Ruh Tanrıdır, Üç Kişiliğe sahip olan Tanrı’nın üçüncü Kişisidir. Tanrı olduğu için Kutsal Ruh gerçekten İsa Mesih

Kıyamet Günü (Yargı Günü) nedir?

Dünyada olup bitenlere baktığımda büyük bir korku sarıyor beni.
Sonunda kendimizle birlikte bu dünyayı havaya mı uçuracağız?
Gerçekten Tanrı her şeyi görüyor ve kontrolden çıkmasını önlüyor mu?
Her şey son bulunca nereye gideceğiz?

Kutsal Kitap, Tanrı’nın dünya için ezeli bir tasarısı olduğunu, günü gelince her şeyin O’nun iradesine uygun bir biçimde sonlanacağını söyler. ‘Ama Rab’bin günü hırsız gibi gelecek. O gün gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak, yer ve yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp tükenecek’
(2.Petrus 3:10).

Peki bu günden sonra neler olacak? ‘…doğruluğun barınacağı yeni yer ve yeni gökyüzü’ meydana gelecek. Beklenen o günün kesinliği konusundaki bilgimiz sınırlıdır. Yüce Yaratan’ın yetkisinde olan bazı şeyleri bilmeye hakkımız yok. Ne var ki bu konuda da bazı ipuçları var. İsa, Matta 24:6, 13, 14 ayetlerinde kendi izleyicilerine söyle sesleniyor: ‘Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. Korkmayın sakın! Bunların olması gerek, ama bu son demek değildir… Sona kadar dayanan kurtulacaktır…Göksel Egemenliğin müjdesi tüm uluslara duyurulacak ve SON o zaman gelecektir.’
Kültürümüzde ‘kıyamet’ diye tanımlanan durum, İncil’de Yargı Günü şeklinde geçiyor. Tanrı’nin kendi yargı-kürsüsünden tüm yaratılışı yargılayacağı gündür bu. ‘Tanrı’nın yargı kürsüsü önüne hepimiz çıkacağız.’ (Romalılar 14:10). Rab şöyle diyor: ‘Varlığım hakkı için her diz önümde çökecek ve her dil Tanrı olduğumu açıkça söyleyecek.’
‘Kıyamet’ Arapça ‘kıyam’ sözcüğünden türetilmiştir, kalkmak, dirilmek anlamına

Cennet – Cehennem

Geçen yüzyıl insanlık tarihinin en korkunç, en yıkıcı savaşlarına sahne oldu. Bu savaşların ikisi, yani iki dünya savaşı, uygarlıkta en ileri olan Avrupa’da patlak verdi ve gelmiş geçmiş tüm savaşların en korkunç sonuçlarını da beraberinde getirdi. Bu sonuçlara tanıklık eden yüzyılın düşünür ve aydınları haklı olarak “Cehennem başkalarıdır” tanımını yaptı.

Gerçekten bu savaşlar dünyayı tam anlamıyla cehenneme çevirmişti. Yaşanan acılar, zulümler, haksızlık ve adaletsizlikler insanları hem insanlara hem de Tanrı’ya isyan eder duruma soktu. İnsanlığa bu felaketleri yaşatanların bir kısmı savaştan sonra yargılandı, bir kısmı bir yaşam boyu izlerini kaybettirip kurtuldu, bir kısmıysa kurtuluşu itiharda buldu. İnsanlık hala bu felaketlerden kimi sorumlu tutacağı konusunda tam anlaşmış değil. Tanrı bu felaketlerin önüne geçemez miydi? İnsan nasıl bu kadar canavarlaşabiliyor?

İncil, “Tanrı sevgidir?” diyor. Bir başka ayette de, “Kardeşine ahmak diyen cehennem ateşini hak edecek” (Matta 5:22) diyor. Evreni, dünyayı, insanı yaratan sevgi Tanrısı, savaşların nedeni olabilir mi? Basit bir küfrü bile yargılayacak olan Tanrı, o korkunç savaş makinasıyla insanları yok edenleri cezasız mı bırakacak? Sevecen ve adil bir Tanrı ise elbette ki her haksızlığın hesabını soracaktır. “CEHENNEM” sözcüğü dilimizde ve kültürümüzde çok ürkütücü bir sözcüktür. Tanrı’nın yargısını hak edenlerin gideceği yere ister “cehennem” diyelim ister başka bir ad verelim, bu yer haksızlıklar yapıp kaçanların yaşadığı zengin ülkelerden mutlaka farklı bir yer olmak zorundadır. Başka türlüsü Tanrı’nın adaletine aykırı düşer. Sonu belirleyecek olan O’dur.

İsa, Matta 28:18’de şöyle der: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi.”

Üç tane mi Tanrı var?

Üçlü Birlik diye adlandıran kavram sanıldığı gibi üç ayrı Tanrı’yı ifade etmez. Hıristiyan inancı tek Tanrı inancı üzerine kuruludur.

Baba, Oğul ve Kutsal Ruh diye de adlandırılan Üçlü Birlik, Tanrı’nın değişik sifatlarıdır. Güneş de bir tanedır, ama ısısından ve ışığından yararlanırız. Aynı zamanda gözlerimizle de görürüz. Bu şartlar altında kimse kalkıp da üç tane güneş var demez. Yumurta da kabuk, ak ve sarı kısımlarından oluşur. Hepsinin ayrı bur yumurta olduğunu da kimse ileri sürmez.

Tanrı’nın bir çok sıfatı vardır. Her sıfatı bir tanrı diye adlandırsaydık, o zaman gerçekten bir sürü tanrı olurdu. Bazı insanların iki adı vardır; her iki adı olan insan iki kişi mi sayılır?

Peki İsa’nın bu üçlükte ne rolü var? İsa bazı diğer dinlerin de kabul ettiği gibi Kelam-u’llah’tır, yani Tanrı’nın Sözü’dür. Hıristiyan inancına göre, Tanrı’nın Sözü beden alıp yeryüzüne gelmiştir. İşte bu İsa’dır. Başka kentte yaşayan akrabanıza bir kaset doldurduğunuzu düşünün, kendinizden söz ediyorsunuz, bazı olayları anlatıyorsunuz. Sonra bu kaseti ona postalıyorsunuz. Akrabanız kaseti alınca hemen dinlemeye başlıyor. Teypten yükselen ses kimin sesidir, sizin mi yoksa başka birinin mi? Sesiniz ve siz ayrı kişiler misiniz? İsa da Tanrı’nın diri ve yaşam veren sözüdür.
Ya Kutsal Ruh? İsa’nın göğe alınmasından sonra inanlıları desteklemek, güçlendirmek ve yönlendirmek için inen Kutsal Ruh, Tanrı’nın etkinliğini ifade etmektedir. Bu da ayrı bir Tanrı değildir.

Üçlü Birlik konusundaki bu yanlış anlamanın kökü, Arabistan yarımadasında yaşamış ve sapkın bir öğretiyi izlemiş (sözde) Hıristiyan bir gruba dayanmaktadır.

Kaç tane İncil var?

Aslında bir tane İncil vardır ve yeryüzündeki Hıristiyanların tümü tarafından Tanrı’nın yazılı olarak kabul edilir.
Kusal Kitap’ın İncil denilen kısmı 27 kısımdan (bir başka deyişle 27 sureden) oluşmaktadır ve Grekçe olarak kaleme alınmıştır. İsa’dan hemen sonra başta Filistin bölgesi olmak üzere hızla yeryüzünün çeşitli bölgelerine kimi zaman sözlü kimi zaman da yazılı olarak yayılmıştır. Kısa zamanda başka dillere çevirileri bile yapılmıştır.

İncil’in içinde 27 kısım (ya da sure diyebiliriz) vardır ve her kısmına bir ad verilmiştir. Örneğin Matta, Markos, Luka, Yuhanna, Elçilerin İşleri, Romalılar, Korintliler, Yakup, Esinleme gibi… Bunlardan ilk dört kısım, genellikle toplumumuzda dört İncil gibi algılanır. Ama gerçekte bunların her biri bir İncil değildir, sadece tek olan İncil’in kısımlarıdır. Diğer bir deyişle, Matta Suresi, Markos Suresi ya da Romalılar Suresi gibi algılanmalıdır.

Dua ve İbadet

Hristiyan yaşamı iki taraflı bir arkadaşlıktır. Dua bu arkadaşlığın büyümesini ve gelişmesini sağlar. Dua, her konuda nerede, ne zaman olursa olsun İsa ile konuşmaktır. Tabii bu, sadece bir şeyler istemek anlamına gelmez. Dua O’nunla olmak, her şeyi O’nunla paylaşmak demektir. Korku, endişe, sevinç ya da mutluluğumuzu O’nunla paylaşabiliriz. İbadet (dua), kilisede toplu olarak ya da kilise dışında bireysel olarak yapılabilir. İbadet zamanlarında dua edilir, ruhsal ezgiler söylenir ve kişinin ruhsal durumunu geliştirecek Kutsal Kitap’tan çeşitli bölümler okunup üzerinde derin düşünülür. Bütün bu etkinlikler herkesin kendi ana dilinde olur. Dua ya da ibadeti daha kutsal kılan göksel bir dil yoktur.

Hristiyan kimdir?

‘Hristiyan’ sıfatı gerçek anlamda İsa inancını bilmeyen birçok kişi tarafından ya boynuna haç takan ya da Avrupa’da ve Amerika kıtasında yaşayan bir insanı nitelemek için kullanılmaktadır. Bunun gibi başka yaygın özdeşleştirmeler de vardır. Örneğin: kiliseye giden kişi Hristiyan’dır, İncil okuyan kişi Hristiyan’dır, ana-babası Hıristiyan olan kişi Hristiyan’dır. Sürekli hayvanat bahçesine gitmekle kuğu olunamadığı gibi, kiliseye gitmekle de Hıristiyan olunamaz. Plajda kumdan kule yapmakla kimseye mühendis diploması verilemediği gibi, ana-babası Hıristiyan ya da İncil okuyor diye ilgisiz bir kişiye de Hıristiyan denilemez.

Hristiyan sözcüğünün anlamı ‘İsa’yı izleyen’ demektir. İsa’yı izleyen ve yücelten, yaşamını O’na adayan. O’nun gibi bir karaktere sahip olmayı isteyen kişi Hıristiyan olarak tanımlanabilir. Tabii ki, böyle biri İncil okur ya da kiliseye gider. Ama önemli olan nokta bunları yapmakla Hıristiyan olunamamasıdır. Önce İsa’ya yaşamını adamak, sonra diğerleri.

Ben bir Müslümanım, neden Hristiyan olmayı düşüneyim?

Yanıt: Sanırım İslam ile Hristiyanlık arasındaki ilişkininin en ilgi çekici tarafı, Kuran’ın İsa hakkında söyledikleridir. Kuran, İsa’yı Allah’ın yolladığını ve O’nun Kutsal Ruh ile güçlendirildiğini (Sura 2:87), Allah’ın İsa’yı yücelttiğini (Sura 2:253), İsa’nın adaletli ve günahsız olduğunu (Sura 3:46; 6:85; 19:19), İsa’nın ölümden diriltildiğini (Sura 19:33-34), Allah, İsa’ya bir din kurması için emir verdiğini (Sura 42:13), ve İsa’nın göğe yükseldiğini söyler (Sura 4:157-158). Bu nedenle, imanlı Müslümanların İsa’nın öğretilerine aşina olmaları ve onlara itaat emeleri lazım (Sura 3:48-49; 5:46).
İsa’nın öğretileri kendi öğrencileri tarafından, ayrıntılı detaylarla Kutsal Kitap’ta kaydedildi. Sura 5:111 der ki; öğrencileri Allah tarafından esinlendikleri için, İsa’ya ve Mesajına inandılar. Sura 61:6,14 hem İsa’yı hem de öğrencilerini Allah’ın yardımcıları olarak tanır. Allah’ın yardımcıları olarak İsa’nın öğrencileri, İsa’nın öğretilerini hatasız olarak kaydetmiş olmaları gerekir. Kuran Müslümanlara hem Tevrat’a, hem de Kutsal Kitab’a itaat etmeleri ve desteklemeleri için talimat verir (Sura 5:44-48). Eğer İsa günahsız ise, öğrettiği her şey tamamen doğruydu. Eğer İsa’nın öğrencileri Allah’ın yardımcıları idilerse, İsa’nın öğretilerini hatasız kaydetmiş olmaları gerekirdi.

Allah, Muhammet aracılığıyla ile Kuran’da Müslümanların Kutsal Kitab’ı çalışmalarını talimat eder. Eğer Kutsal Kitap yozlaşmış olsaydı, Allah böyle bir talimat vermezdi. Bu nedenle, Kutsal Kitab’ın kopyaları Muhammet’in zamanında güvenilir ve hatasızdı. Muhammet’ten 450 yıl önceye dayanan Kutsal Kitab’ın kopyaları bulunmaktadır. Abartmasız binlerce elle yazılmış Kutsal Kitap yazıları bulunmaktadır. En eski kopyalarla karşılaştırarak, Muhammet’in zamanındaki

Kilise nedir?

Birçok kişi ‘kilise’ denildiğinde bunun binayı nitelediğini düşünür. Bir yere kadar bu düşüncenin doğruluk payı vardır. Ama asıl anlamı bina değildir. Kilise, İsa’ya iman eden insanların oluşturduğu topluluğa verilen addır. Yani birbirleriyle ruhsal paydaşlığı olan, bir araya gelip Kutsal Kitap üzerinde derin derin düşünen, birlikte ezgiler söyleyen, birbirini sevip sayan ve zor günlerinde destek olan büyük bir iman ailesine verilen addır.

Bu büyük iman ailesi tıpkı bir beden gibidir, kimse kimseden daha önemli ya da önemsiz değildir. Herkesin birbiriyle paylaşacak bir şeyi vardır; kimi zaman bir sorun, kimi zaman sevinçli bir haber ya da paylaşacak bir ayet, kimi zaman da İsa’nın verdiği sınırsız sevgi. Kilise, İsa’ya yüceltme isteğiyle yanıp tutuşan kişilerin oluşturduğu canlı bir topluluktur, mimarisi harika binalar değil!

Kutsal Kitap tahrif edilmiş mi?

Hristiyan inancına bağlı kişiler Tevrat, Zebur ve İncil’den oluşan Kutsal Kitap’a inanırlar. Kutsal Kitap’ın Tevrat ve Zebur diye bilinen kısmına Eski Antlaşma 39 kısımdan oluş ve yaratılıştan, İsa Mesih’in yeryüzüne geldiği zamana kadar geliş olayları kaydeder. İncil ise 27 kısımda oluşur ve İsa’nın yaşamını, hizmetini, ölümünü, dirilişini, inanlı yaşamının nasıl olması gerektiğini anlatır.

Tanrı Kutsal Kitap’ı yaklaşık 40 kişiye 1.500 (bin beş yüz) yılda esinlenmiştir. Değişik bölgelerde, değişik işlerle uğraşan ve Tanrı tarafından belirlenen kişilere esinlenen Kutsal Kitap’ta kusursuz bir bütünlük vardır.

Yaygın, ama bilimsel temeli olmayan bazı iddialara göre Kutsal Kitap’ın tahrif edildiği ileri sürülür. Diğer bir deyişle her şeye gücü yeten Tanrı’nın gücü, yüceliği ve değişmezliği noktalarını da hedef aldığı için gerçekten ciddidir.

Tanrı’nın bazı niteliklerine, yani sıfatlarına baktığımızda O’nun güçlü, yüce ve değişmez olduğunu görürüz. Tanrı insanlar gibi değildir, yani çevresinde gelişen olaylara karşı güçsüz, bir dediği ya da yaptığı diğerini tutmaz insanlar gibi değildir. Bazen insanlar galiba kendi kişiliklerindeki zaafların Tanrı’da da bulunabileceği düşüncesine kapılıyorlar!
Tanrı esinlediği (vahyettiği) sözlerini koruyacak güçtedir. Tüm evreni, içindekilerle birlikte yaratan Tanrı’nın gücü her şeye yeter. Evrendeki her şeye hükmeden Tanrı’nın, kendi sözlerini koruyamadığını iddia etmek mümkün değildir.

O’nun en önemli niteliklerinden biri de değişmezliğidir. Bu sıfatı Kutsal Kitap’a yansımıştır, sözleri de kendisi gibi sağlam, kalıcı ve değişmezdir. Bir başka deyişle değiştirilemezdir. Fani insanların söyleyip de değişime uğrayabilecek sözleriyle, evrenin hakimi Tanrı’nın sözlerini birbirine karıştırmamak gerek.

Vaftiz nedir?

Vaftiz sözcüğü Grekçe kökenlidir ve ‘suya batırma. Daldırma’ anlamı taşır. Dinsel açıdan taşıdığı anlam ise, kişinin eski günahlı yaşama ölmesi, yeni ve pak bir yaşama doğmasıdır. Yani suya batırılan kişi eski günahlı yaşamına ölür, çıktığında da pak ve aklanmış olarak doğar. Bu tamamen simgesel bir uygulamadır.

İsa’ya iman edip İncil’i Tanrı sözü olarak kabul eden kişi vaftiz olur. Vaftiz bunun ifade biçimdir. Bir anlamda diğer insanların önünde gerçekleşen vaftizle kişi, ‘Yaşamımı İsa’ya adıyorum. Eski kötü yaşantımı bırakıp İsa’ya birlikte iman yaşamımı sürdürmek istiyorum. Bu kararımı sizlere paylaşıyorum’ demek istemektedir.

Evli insanlar genellikle alyans takarlar. Bu yüzük kişinin evli olduğunu gösterir. Evlenirken de düğün yapılıp çiftin arasındaki evlilik anlaşması kutlanır, ilan edilir. Evlilik cüzdanı da birçok yerde çiftlerin evli olduğunu ispatlayan tek geçerli belgedir. Vaftiz de buna benzetilebilir. Bir çeşit duyuru, paylaşım ya da kutlama denilebilir.

Vaftiz kişiyi kutsal kılmaz, aklamaz ya da kurtarmaz. Kişi ancak İsa’ya iman etmekle kurtulur. Gerçekten yüreğini ve yaşamını İsa’ya adamayan kişinin vaftiz olması, resmen evli olmayan birinin alyans takıp gezmesine benzer. Vaftiz, verilmiş bir kararın sadece ve sadece törensel kısmıdır.
Kaynak: İsa’nın Yaşamı ve İlk Kilise Tarihi

Kurtulmam için vaftiz olmam gerekir mi?

Hayır. İsa’ya iman etmek kurtuluş için yeterlidir. Hiçbir şey yapmanız gerekmez. Bununla beraber, vaftiz çok önemlidir ve tüm inanlılar (Hıristiyanlar) vaftiz olmalıdır. Eğer kurtulduktan sonra vaftiz olmayı reddediyorsanız, sizin gerçekten kurtulduğunuzdan şüphe duyarım.

Bazı Hıristiyan mezhepleri kurtuluş için vaftizin zorunlu olduğunu söyler. Yüzeyden bakınca itirazları ikna edici görünür. Bununla birlikte, vaftiz incelendiğinde, Hıristiyan olduktan sonra görülmekte ve kurtuluşa ait veya kurtuluşa neden olan bir parça olarak görünmemektedir. Örneğin Elçilerin İşleri 10:44-47’yi ele alalım. Petrus tanıklık ederken, onun mesajını dinleyenlerin üzerine Kutsal Ruh birden iner… ve diğerleri onların dillerle konuştuğunu ve Tanrı’yı yücelttiklerini işitir. Sonra Petrus şöyle yanıtlar, “Bunlar, tıpkı bizim gibi Kutsal Ruh’u almışlar. Suyla vaftiz olmalarına kim engel olabilir?”.

Bu metin vaftizin kurtuluştan sonra gerçekleştiğini gösterir. Onların kurtulduğunu nasıl bilebiliyoruz? Tanrı’nın İnanlılara (Hıristiyanlara) armağanı olan dillerle ile konuşmaya (1. Korintliler 14) ve Tanrı’yı yüceltmeye başlamışlardı. İnanlı olmayanlar (Hıristiyan olmayanlar) Tanrı’nın ismini yüceltmezler. Ayrıca, Petrus Kutsal Ruh’u almış olduklarını da söyledi. Bu sadece Hıristiyanlar içindir ve bu olay vaftizden önce olmuştu.

Bu soruya uygulanabilecek başka ayetlerle 1. Korintliler 1:17’dir. Pavlus şöyle söyler, ” Çünkü Mesih beni vaftiz etmeye değil. Müjde’yi yaymaya gönderdi.” Kurtaran Müjde’dir ve bu 1. Korintliler 15:14’te açıklanmıştır. Vaftiz müjdenin bir parçası değildir. İnanlının kurtulduktan sonra yaptığı bir şeydir vaftiz.

Evlilik

Kutsal Kitap’ın ilk bölümü olan Yaratılış’ta şunu okuruz:
Tanrı, Adem’i topraktan yarattı ve ona yaşam soluğunu verdi… Sonra, ‘Adem’in yalnız kalması iyi değil’ dedi, ‘ona uygun bir yardımcı yaratacağım. “Adem’den aldığı kaburga kemiklerinden birini kadını yaratmak için kullandı. Adem, “İşte bu benim kemiklerimden alınmış kemiktir, etimden alınmış ettir’ dedi. ‘Ona kadın denecek; çünkü o adamdan alındı.’ ‘Bu nedenle adam anasını babasını bırakıp karısına bağlanacak ve iki se bir beden olacak.’
Bu ayetler Tanrı’nın temelini attığı evlilik kurumunu en özlü biçimde anlatıyor.

Başlangıçta insanı erkek ve dişi olarak yaratan Tanrı bu kurumu kutsayıp yüceltti. Ne yazık ki çağımızda bu kurumun da kutsallığı sorgulanmaya başlandı. Gelişmiş toplumlarda ekonomik yönden bağımsızlığını ilan eden kadın, bu durumu erkeğe egemen olma ölçülerine vardırıyor. Boşanma oranı ürkütücü düzeylere ulaşmış bulunuyor. Tanrısal düzene başkaldırı biçiminde gelişen tepkiler sonucunda birlikte yaşayan kadın ve erkek, evlilik sözcüğüne öcü gibi bakıyor.

Sorulduğunda birlikte yaşadıklarını, birbirlerinin partneri olduklarını söylüyorlar. İşler yolunda gitmezse herkes kendi hayatını yaşamaya başlıyor.

İncil’in İbraniler bölümünde “herkes evliliğe saygı göstersin” deniyor ve “Evlilik yatağı günahla lekelenmesin” (İbraniler 13:4).

Kadın erkek ilişkileri, Tanrı’nın öngördüğü biçimde geliştiği zaman evlilikte mutluluğu yakalamak hayal olmaktan çıkıyor. Çünkü Kutsal Kitap düzeninde “evli erkek karısını, evli kadın da kocasını hoşnut etmekle” yükümlüdür.

Eski ve Yeni Antlaşma nedir?

Eski Antlaşma’da yer alan 39 kitap, içerik ve biçim açısından dört sınıfa ayrılır: Yasa, tarih, özdeyiş ve şiir peygamberlik kitapları.

Yasa kitapları: Yahudiler’in “Tora” diye tanımladığı bu kitaplar, Kutsal Kitap’ın ilk beş kitabıdır. Genelde Musa’nın beş kitabı olarak bilinir. Bunlar, Kutsal Kitap’taki sırasıyla: Yaratılış, Mısır’dan Çıkış, Levililer, Çölde Sayım ve Yasa’nın Tekrarı’dır.

Tarihsel kitaplar: Yeşu, Hakimler, Rut, I. ve II. Samuel, I. ve II. Krallar, I. ve II. Tarihler, Ezra, Nehemya, Ester’dir.
Özdeyiş ve şiir kitapları: Eyüp, Zebur (Mezmurlar), Süleyman’ın Özdeyişleri, Vaiz, Ezgiler Ezgisi.
Peygamberlik kitapları: Yeşaya, Yeremya, Ağıtlar, Hezekiel, Daniel, Hoşea, Yoel, Amos, Ovadya, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk, Sefanya, Hagay, Zekeriya ve Malaki’dir.

Yeni Antlaşma ya da İncil, 27 kitaptan oluşur. Bu kitaplar şu şekilde sınıflandırılır:
İncil’in ilk dört kitabı: Yazarların adlarıyla anılır. Bunlar Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’dır. Yazarların her biri, İsa’nın yaşamını ve öğretisini dikkatli, ayrıntılı ve değişik açılardan ele alır.

Elçilerin İşleri: İlk dört kitabı izleyen Elçilerin İşleri başlıklı kitap, İsa’nın seçtiği ilk öğrencilerin etkinliklerini, birçoğu Anadolu’da olmak üzere, ilk kilise topluluklarının nasıl kurulduğunu anlatır. Bu kitabın yazarı, İncil’in üçüncu kitabını da yazan Luka’dır.

Pavlus’un Mektupları: İsa’nın göğe alınmasından sonra mucizevi bir şekilde İsa’yla karşılaşan ve iman eden Pavlus, kurtuluş müjdesini Yahudi olmayan uluslara iletmek görevini almış olarak Kutsal Ruh’un esiniyle değişik kişi ve topluluklara.

Barnaba İncil’i Nedir?

Son yıllarda birçok Müslüman’ın iddia ettiği şey şudur: “Kur’an’da bugünkü Hıristiyanlarca kullanılan İncil’den değil, Barnaba İncili’nden söz ediliyor”. Bu ortaya atılan Barnaba İncili olayı tamamen bir sahtekârlık ürünüdür. Barnaba İncili adı ile basılmış olan kitap incelenirse, yazarının İsa Mesih’in havarisi değil, İsrail’i hiç görmemiş birisi olduğu ortaya çıkar. Bu kitap aslında 16. yüzyılda İtalya’da yazılmıştır ve yazarının Hıristiyanlık’tan İslamiyet’e geçmiş birisi olduğu bilinmektedir. Barnaba İncili, Hıristiyanlığı kötülemek ve Müslümanlığı yüceltmek için İ.S. 16. yüzyılda yazılan sahte bir eserdir. 17. yüzyıla kadar, Hıristiyan olsun Müslüman olsun, hiçbir yazar bu eserden aktarma yapmamış, hatta adından bile söz etmemiştir! Bu eserin sahteliği inkâr edilmeyecek somutlukta ispatlanmıştır.

İznik Konseyinde Ne oldu?

Türkiye’de yaygın olan uydurma bir hikâyeye göre, İ.S. 325’te toplanan İznik Konseyi’nde papazlar bir yığın İncil’den dört tanesini seçip, diğerlerini yok etmişlerdir. Bu aslı astarı olmayan hikâyeye inanılması gerçekten son derece şaşırtıcı bir şeydir. Tarih ilmini iyi bilenler bilir ki: Tarihte cereyan ettiği söylenen bir hadiseyi doğrulamanın tek yolu, o hadisenin görgü şahitlerinin yazılarını incelemek ve değerlendirmektir.

Tarih ilmi bundan ibarettir. İznik Konseyi ile ilgili bilinen tarihi kaynaklar o konseye katılan ve orada konuşmaları kaydeden Evstatyus, Atanas ve Evsebyus’un eserleridir. Bu belgeler konsey başkanı olan Antakyalı Evstatyus’un bir eseri;
Atanas’ın “İznik Konseyi’nin Kararları” adlı eseri (İ.S. 350 ile 354 yılları arasında yazmıştır) ve 369 yılında Kuzey Afrikalı dini liderlere yazdığı bir mektup;
Sezariyeli Evsebyus’un 325 yılında yazdığı bir mektuptan oluşmaktadır. Bunlardan başka hiçbir kaynak yoktur. Bunlara göre İznik Konseyi’ne katılanlar sadece İsa Mesih’in Tanrılığını tartışmak için toplanmışlardır. (Mesih’in yeryüzünde yaşadığı zamandan beri zaten O’nun Tanrı sıfatına sahip olduğu kabul edilmişti ama bir iki önemli din önderi yeni bir yorum getirerek, Mesih’in Tanrı sıfatına sahip olmadığı hakkında yeni bir fikir ortaya koydukları için konsey toplanmıştı.)

Konseye katılanlar arasında İncil metni ya da içeriği konusunda herhangi bir ihtilaf olduğu kesinlikle kaydedilmemiştir. Bu tartışmada taraflar aynı İncil ayetlerinden faydalanmışlardır.
Zaten İ.S. 325 yılında İncil’i tahrif etmek imkânsız bir iş olurdu. O tarihe

Tarikatlar: Mormonlar kimdir? (Son Zaman Azizleri)

Tüm dünyaya şöyle derim: Gerçeği size kim sunarsa sunsun, kabul edin. Brigham Young, Söylevler Günlüğü (Journal of Discourses)

Mormonlar dünyanın en hızlı gelişen dinsel kuruluşu olduklarını iddia etmektedirler. Kendilerine ait etkileyici istatistik raporları bu iddiaya ağırlık kazandırmaktadır. 1981 yılının Nisan ayında yapılan 151.Yıllık Genel Konferanslarındaki bilgiye göre 83 ülkedeki üye sayıları 4.638.000’e ulaşmıştır. Otuz bin misyoner her gün yeni insanları Mormonlaştırmaya devam etmektedir. 1980 yılında günde 578 kişi vaftiz oluyor, Mormon olarak yetiştirilen 65.000 bebeğin vaftizini saymazsak, vaftiz olanların toplam sayısı yılda 211.000 kişiye ulaşıyordu.

1 1981 yılında Mormonlar, daha küçük boyutta dokuz tapınak yapacaklarını duyurdular. Böylece inşaatı biten, devam eden ya da planlanan tapınakların sayısı otuz yediye çıktı. Bir önceki yıl yedi tapınağın inşaa planı duyurulmuştu.
2 Eskiden bazı insanlar, hayatları boyunca yalnızca bir kez tapınağa gidebilirlerdi, ama artık çok sayıda Mormon, tapınağa gidebilecekti.

Joseph Smith, 6 Nisan 1830 yılında beş kişiyle birlikte bu grubu oluşturduğu zaman, günümüzdeki büyüklüğüne kavuşacağını kimse tahmin edemezdi. Mormonluğun nasıl bir geçmişi vardır? Neye inanırlar? Gerçek anlamda Hıristiyan mıdırlar? Bu yazımda, Mormonlarla ilgili bu sorulara yanıt vermeye çalışacağım.
Mormonların Tarihi: Kilise Tarihi adlı eserinde Mormon din bilgini B.H.Roberts, “İsa’nın ve elçilerin emekleriyle kurulan kilisenin, Konstantin dönemine kadar yeryüzünden silindiğini” iddia etmektedir.

Tarikatlar: Hür Masonluk neye İnanırlar?

Lütfen dikkat – bizler bu makale ile Hür Masonlukla ilişki içinde olan herkesin okültist olduğunu veya tüm Hür Masonların aşağıdakilerin tamamına inandığını iddia etmiyoruz. Söylediğimiz şu ki, Hür Masonluk özünde bir Hristiyan oluşumu değildir. Gerçekte tam olarak ne anlama geldiğini keşfettikten sonra Hür Masonluk’tan ayrılan birçok Hristiyan vardır. Lütfen daha fazla bilgi amacıyla İsa için Eski Masonlar’ı ziyaret edin (english http://www.emfj.org/).

Soru: Hür Masonluk nedir ve Hür Masonlar neye inanırlar?

Cevap: Hür Masonluk, Doğu Yıldızı veya benzer “gizli” örgütler zararsız kardeşlik birliktelikleri gibi görünürler. Birçoğu Tanrı inancını ve iyi karakteri öne çıkartır. Ancak bu dış görünüşün ötesinde, bu gizli topluluklar Kutsal Kitap ve Hristiyanlık karşıtı inançları ve uygulamaları gizlerler. Aşağıda Kutsal Kitap’ın dedikleri ile Hür Masonluğun “resmi” konumunun karşılaştırılması yer almaktadır:

Günahtan Kurtuluş:
Kutsal Kitap’ın Görüşü: İsa tüm dünyanın günahlarının bedeli olarak ölüp kanını döktüğünde Tanrı’nın önünde günahkarların kurbanı oldu. (Efesliler 2:8-9, Romalılar 5:8, Yuhanna 3:16).
Masonluğun Görüşü: Loca’ya katılma sürecinin kendisi, Hristiyanların Mesih’in kendileri için yaptığı her şeyi inkar etmelerini gerektirmektedir. Bir insan, iyi işlerinin ve kişisel öz gelişiminin sonucu olarak kurtulacak ve cennete gidecektir.

Kutsal Kitap’a Bakış Açısı:
Kutsal Kitap’ın Görüşü: Kutsal yazıların doğaüstü ve tam olarak esinlenmiş olduğudur—öyle ki yanılmazlar ve öğretişleri ile yetkileri mutlak, yüce ve nihaidir.

Tarikatlar: Yehova Sahitleri kimdir?

Kardeşlerin evlerini ve mallarını sattıklarını, yaşamlarının geri kalan kısmını hizmetin ön safhalarında tüketmeyi planladıklarını duyuyorum. Kötülükle dolu dünyanın sonu gelmeden önceki son kısa zamanları geçirmenin iyi bir yoludur bu. Krallık Hizmeti, 1974

Yirmi iki yaşındaki genç bir adam, doğu Pennsylvania’da ciddi bir trafik kazası geçirerek yaralandı. Hızla kan kaybetmesine rağmen, kan almayı reddetti. Bilincini yitirip şoka girdi ve öldü. Bu genç bir Yehova Şahidiydi.
Kan almak yerine ölmeyi tercih eden, doğum günlerini ve Doğuş Bayramını kutlamayı reddeden, dünyanın yok oluşu için belli tarihler koyan ve yeryüzünde yeni bir cennetin kurulacağını vaat eden bu insanlar kimdir? Bu adanmışlığın esin kaynağı nedir?

Yehova Şahitlerinin Kökeni
Yehova Şahitleri, her ne kadar geçmişleri hakkında suskun kalmayı tercih etseler de, kuruluşlarının Pennsylvania’lı bir giysi tüccarının oğlu, Charles Taze Russell tarafından oluşturulduğu kabul edilen bir gerçektir. Russell yirmili yaşlarda William Miller tarafından başlatılan Adventist akımının etkisi altına girdi. Miller, Mesih’in gelişinin 1843 yılında gerçekleşeceğini Kutsal Kitap’tan keşfettiğine inanıyordu. Daha sonra bu tarihi, 1844 yılına aldı.Olay gerçekleşmediği zaman Miller yanılmış olduğunu itiraf etti. Ancak Miller’ın bazı izleyicileri Kutsal Kitap’a dönerek kendi tarih belirleme sistemlerini oluşturmaya başladılar.
Bu Adventistlerden biri, Üç Dünya ve Bu Dünyanın Hasat Mevsimi (Three Worlds and the Harvest of This World, 1977) adlı eser üzerinde Russel’le birlikte çalışan